17 Ocak 2009 Cumartesi in

Une seule femme de paris



yazamıyorum...yazmakta istemiyorum aslında bir zorunluluk değil elbetteki şuan yaptığım sadece meraktan..Çünkü insanlar ya çok derinlerde olduklarında yada talaş misali yüzeysel olduklarında tek bir kelimeyi bile kayda geçemezler..Şuanda louis armstrong la vie en rosa çalıyor yanı başımda dönen plakta ve mor perdeler havalanıp ara sıra balkonun zarifçe işlenmiş engin korkuluklarına vuruyor ben ise pariste o her zaman kaldığımız otelin penceresinde ılık meltemi ensemde hissediyorum...Orsayın karanlık aksi sein nehri üzerinde dalgalarla bütün olacak kadar estetik..Yine aynı yerde aynı otelde aynı odadayım...Ağır adımlarla dans ediyorum quand il me prend dans ses bras, il me parle tout bas, je vois la vie en rose diyerek armstrongdan piaf a geçişi duymuyorum bile eşlik ederken baş tacım o klasik şarkıya:)dolunay bakıp göz kırpıyor ,spot misali yüzüme, yatağıma düşüyor sanki pariste yalnız olmanın ayıplığını hatırlatırmışcasına...Yüzü makyajlı,elinde şarap fransız danteliyle süslü çarşafına uygun gecelik giyen kıza bunu yakıştıran varmı acaba demirbaşlarından parisin:)
Hayallere uyan gerçekler ise -perde rengi-fonda çalan şarkı-şarap- üzerimdeki ve yalnızlık..Özlenilen paris 2500 km uzakta üstelik mevsim yaz bile değil...Bilmiyorum belki bu etkiyi artıran ardı ardına izlediğim fransız filmleri yada şeytanın bacağını kırıp şu şehre benim için özel olan biriyle gitme isteği...
Söz buraya gelince değinmeden olmaz birşeyler hissedememe kronik hale geldiyse tek çareniz biraz kanatıp zehri atmaktır olmayacaktır büyük ihtimalle ilk denemede.. O zaman da aynadaki aksinize sarılıp çalan la foule eşliğinde yüzerken en derinlerinde geçmişin dansedersiniz...hissizlik ne romayla çözülür ne parisle nede dünya üzerindeki diğer romantik şehirlerin gölgesi altında...Sabrı zamana bağlı kılmadan belkide saçlarınız ağarıncaya kadar fransız şarkılarından oluşan sonsuz bir winamp listesi ve 1 mahzen dolusu şarapla beklemelisiniz bakarak bazen hayalinizde bazen realitede 1888 deki gogh'ın ünlü tablosu terastaki gibi sokaklarına parisin...Zaman geçirmek için harcadığınız kişilere içiniz acısada butür büyülü atmosferlerde asıl amaç gözyaşlarını akıtmadan da ağlanabileceğini ve omzuna başınızı koyduğunuz kişinin aslında yanında olması gereken kişiden farklı olduğunu çevreden saklayarak yalnızlığa elveda dediğinizi göstermek değil midir?Başvurabilirsiniz bu tür küçük oyunlara ve kırabilirsiniz kalpler vaktiyle kırılmışlığın verdiği etkiyle...Bekleyin, direnin,sabredin... sadece 1 saniyede olsa size bahşedilen doğru yerde doğru insanla buluşacağınız,bakışacağınız için bir gün...Metrodaki gözlüklü şapkalı entel,cafede sizi süzen centilmen yada yağmura aldırmadan şemsiyesiz dolaşan trençkotlu gizemli bir yabancı asla bilemezseniz kim nerde ne zaman?Zaten bulmuşsanız...söylememe gerek yok sanırım...
Kelimelerin arasından çıktım şimdi öğüt vermeye pekte yüzüm yok oysaki:)Söylediklerime katılıyor halen bir tarafım diğer yanımsa şimdiden çok şey kaybettiğim görüşünde yalnızlıktan boğularak yapılan 4 paris ziyareti ve senelerle beraber...

il s'agit d'un adieu a Paris jusqu'a ce que je vais rencontrer mon fils est vivant dans mon esprit
adieu paris:):)


tekvin bab1:'' ..ve rab insanı kendi suretinde yarattı; onları erkek ve dişi olarak yarattı.''
tekvin bab2:'' ..ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı ve rab adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı. ''